Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında.
Diyor Ahmet Hamdi Tanpınar o arada kalmışlık halini tanımlıyor biraz da bu dizesiyle. Çevrenizdeki bazı insanlardan mutlaka "ya ben bu zamanın insanı değilim, bu zamana ait değilim" tarzında cümleler duymuşsunuzdur. Bu cümleler aslında yaşadığımız zamanın daha çok toplumsal yanı başka bir deyişle zeitgeist yani zamanın ruhu ile ilgili. Bu yazımda bu cümleye eleştirel bir yaklaşımla bakmaya çalışacağım.
Tür olarak bizi diğer hayvanlardan ayıran bir özelliğimiz var: Olduğumuz şeye yanaşmamakta üzerimize yok diyebilirim. Zamana ait olup olmama meselesi de yine bununla ilgili. Hepimiz farklı seviyelerde de olsa ve ne kadar inkar etsek de bir şekilde bu zamana ayak uydurduk. Aslında bakarsanız başka pek bir çaremiz de yok. Bugün sosyal medyada yapılan yalnızlık güzellemesinin aksine yine tür olarak yalnızlığı göze alabilen bir tür değiliz, çünkü ruhsal maliyeti çok yüksek. Yalnızlık bir çeşit ruhsal üşüme, kimse de üşümek istemez.
Bu zamana ait olmama meselesi ahlaki bir rasyonalize etme süreci aslında, zamanın ahlaken kötü özelliklerini üzerine almama, dışardan bir gözlemci gibi izlediğini düşünme: “Ben zaten bu zamana ait değilim." Oysa bu kaçtığımız zamanın ve tüm özelliklerinin tam da içindeyiz kaçma veya dışında durma gibi bir tercih yok.


Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın