İlk Türk Animasyon Filmimiz: Evvel Zaman İçinde ve Trajik Hikayesi

İlk Türk Animasyon Filmimiz: Evvel Zaman İçinde ve Trajik Hikayesi
0 Beğen
0 Yorum

40'lı yılların sonunda sinemacılar döneminin başlamasıyla birlikte tiyatro etkisinden yavaş yavaş uzaklaşmaya başlayan Türk sineması, her türün ilki sayılabilecek örnekleri de vermeye başlamıştır. Bu kez konumuz, ilk Türk animasyon film denemesi olan "Evvel Zaman İçinde" filmidir. Ardında hüzünlü ve talihsiz bir hikayesi olan bu animasyon filmi, ne yazık ki günümüze ulaşmamıştır.

1947 yılında Yüksel Ünsal'ın öncülüğünde ilk animasyon film denemesi için 21 kişilik genç bir çizer ekibi tarafından çizimler hazırlanmaya başlamıştır. Konusu; Efes harabelerinde araştırma yapan bir arkeoluğun, üstünde can suyu yazan bir testi bulmasıyla başlamaktadır. Bu testinin içindeki su, kazara bir Nasreddin Hoca kitabına dökülür ve kitaptaki çizimler bir anda canlanmaya başlar ve Nasreddin Hoca eşeğine binip gider. Yine, Keloğlan kitabına suyu döktüğünde ise Keloğlan canlanır ve masalı başlar. Bir animasyon için oldukça kabul edilebilir ve başarılı bir konuya sahip olan Evvel Zaman İçinde, ayrıca kültürümüzden kahramanları da kapsadığı için hem geleneksel hem de sinemayı bir araya getirmiş olmaktadır.

Filmin başına gelen trajik hikayeye gelecek olursak; O yıllarda Türkiye'de renkli banyo imkanı olmadığı için film, Hollywood'a Metro Goldwyn Mayer (MGM) şirketine gönderilmiştir. Şirketten gelen düzeltme talepleri doğrultusunda film tekrar tekrar düzeltilerek posta yoluyla ABD'ye gönderiliyordu ve bu işlemler yıllar sürdü. Nihayetinde işlem tamamlandığında filmin 35 mm siyah beyaz montajlanmış olarak dublaj için hazır olduğu söylense de film stüdyodan geri dönmedi ve üstüne negatifleri de kayboldu. 

Film şirketi, yönetimin değiştiğini ve eski yönetimden devralınan eşyalarda filme dair herhangi kayıtın olmadığını iddia etmiştir. Yine bir diğer iddiaya göre ise; laboratuvar taşınırken filmin negatifleri fazlalık sanılarak çöpe atılmıştı. Tüm bu yaşananlar ilk animasyon filmimiz için oldukça talihsiz ve büyük bir emeğin çöpe gittiği anlamına geliyordu. Filmin yapımcısı olan Turgut Demirağ, ABD mahkemelerinde ilgili şirket hakkında tazminat davası açmıştır ve 2 yıl sonunda mahkeme yapım şirketini kusurlu bularak tazminat ödemesine hükmetmiştir. Bu yaşananalardan sonra film hiçbir zaman bulunamamıştır ve geriye sadece Demirağ'ın elinde olan afiş, fotoğraflar ve filmden ufak bir parça kalmıştır. 

Yaşanan bu trajik olay, animasyon filmlerinin başlamadan bitmesine sebep olmuştur diyebiliriz ve geçen yıllar içinde teknolojinin de yetersiz kalması sebebiyle, 2000'li yıllara kadar herhangi yerli bir üretim olmamıştır.

Türk sineması her ne kadar geç olgunlaşsa da zamanını yakalayan girişimlerde bulunmuş fakat hem dönemin şartları, hem teknolojik yetersizliklerin yanı sıra bu tür talihsiz olaylar bazı türlerin uzun süre arka planda kalmasına ve sinemamızın tekdüze bir ilerleyişine neden olmuştur. Yine de bu işe emek veren, çaba harcayan ve sinema sanatına katkı yapan herkese saygı ve sevgilerimizle...

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın