Biutiful (2010)

Biutiful (2010)
0 Beğen
0 Yorum

Meksikalı yönetmen Alejandro Gonzales Inarritu'nun 2010 yapımı, dram türündeki filmi Biutiful, büyük umutlarla Avrupa'ya gelmiş göçmen işçilere ve insanlık onurunun hiçe sayıldığı dünya düzenine ışık tutar.

**
Yönetmen, düzensiz ve yasa dışı göç almaya alışmış ve kendi içinde bu düzensizliği bir düzene koyarak yozlaşmış Avrupa'yı, devlet kurumlarını ve görevlilerini eleştirel şekilde ele almıştır. Filmde yozlaşma, devlet kurumlarıyla sınırlı kalmıyor. Aynı zamanda toplumda da insan hayatını önemsemeyen ve yalnızca para kazanmayı düşünen simsarların varlığı ve insanın insana olan bakışı ile de etik kavramını bir kere daha sorguluyoruz... İyi şartlarda yaşayabilmeye dair çok düşük bir ihtimal dahi olsa o umudun peşinden giden insanlar adeta cehennemin içinde kendilerine ya da çocuklarına bir cennet yaratma hayaline tutunuyor. İzlemeye aşina olduğumuz renkli, cıvıl cıvıl ve hayat dolu Barcelona'nın ara sokaklarında nasıl bir yaşam mücadelesi ve umutlar barındığını gerçekçi bir kamerayla izliyoruz.

Ana karakterimiz Uxbal ise, filmin gri bir karakteri olarak karşımıza çıkıyor. Uxbal'ı, Afrika üzerinden İspanya'ya kaçak yollarla gelmiş, ucuz ve tehlikeli işlerde çalışarak hayatta kalmaya çalışan ve çok kötü şartlarda yaşayan göçmenleri organize eden, onlara destek olan ancak onlar üzerinden para kazanan bir aracı rolünde görüyoruz. Bu noktada karakterin iyi mi, yoksa kötü mü olduğu kafa karıştırsa da elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışması ve göçmenleri gözetmesi onu diğerlerinden daha farklı bir konuma getiriyor diyebiliriz. Uxbal, dışarıda işiyle ilgili kaosu yönetmeye çalışırken bir diğer kaos ise iç dünyasında ve ailesinde yaşanmaya devam ediyor. İki çocuğuyla yaşayan Uxbal'ın iyi bir baba olmaya ve çocuklarını düzgün birer insan olmalarına dair yetiştirme çabası, hatta bunun için evliliğini bitirmesi onun da benzer şekilde bu ortak cehennemin içinde ödediği bedellerden bir tanesi... Diğer yandan içten içe yaşadığı yalnızlık, bıkkınlık, birilerini gözetme, bir şeyleri yoluna koyma ve gözü açık gitmemeye dair kaygıları, ana karakterimizi her an canlı tutan ve meşgul eden temalar olarak karşımıza çıkıyor.

Film, ilk sahnesinde tekinsiz ve karlı bir ormanda, ölü bir kar baykuşu ve Uxbal'ın ona odaklanmasıyla başlar. Baykuş, genellikle içgörü, bilgelik, farkındalık sembollerini barındırır. Uxbal'ın filmde psişik bir yeteneği de vardır. Ölülerle konuşabilmekte ve onları hissedebilmektedir. Belki de karakterin bu kadar derin, empatik ve koruyup kollayan rollerinde olmasını en açık bu şekilde yorumlayabiliriz. Ölüm ve kayıp Uxbal'ın hayatında henüz o doğmadan önce varolan bir olgudur. Hiç tanışamadığı babasının kaybı, ölümün kıyısındaki insanlarla olan bağı, ölülerle iletişimi, eşiyle boşanması ve aile birliğinin kaybı ve son olarak kendi ölüm gerçeğiyle yüzleşme hali... Tüm bu bohem atmosfer Uxbal'ı tamamlayan ve aynı zamanda azaltan yapboz parçalarıdır.

**
Biutiful, aynı okunduğu gibi yazılan kelime iken, film de hayatı olduğu gibi gösteren bir tarzda bizimle buluşturuluyor. Innaritu'nun ise bunu gayet iyi yapabildiğini, onun filmlerine aşina olanlar bilir. Diğer yandan Javier Bardem'in müthiş oyunculuğu bizi film boyunca hiç yormamakla birlikte, kendisi de 2010 yılı Cannes Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazanarak performansının karşılığını ve takdirini almıştır.

**

Nilith.

Yorumlar (0)

Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.

Yorum Bırakın