Dün yaşananlara bakıldığında insanın aklına tek bir soru geliyor:
Bu ülkede hukuk herkese eşit mi uygulanıyor?
Bir tarafta Nevruz kutlamaları sırasında Diyarbakır’da terörist Öcalan’ın mesajı okunurken devletin hiçbir tepki göstermemesi, diğer tarafta Saraçhane’de toplanan gençler daha seslerini duyurmaya çalışırken sert müdahalelerle karşılaşması, gaz ve baskının kısa sürede devreye girmesi, aynı ülke içinde farklı durumlara farklı tepkiler verildiği yönünde güçlü bir algı oluşturuyor; bu tablo insanların neyin suç sayıldığını, neyin görmezden gelindiğini sorgulamasına yol açıyor, benzer olaylara farklı uygulamalar yapılması adalet duygusunu zedeliyor ve özellikle gençler arasında derin bir güvensizlik yaratıyor, bu güvensizlik büyüdükçe toplumsal gerilim artıyor, insanlar devlete olan mesafesini artırıyor ve sonuç olarak ortaya çıkan sorun olayların kendisinden çok bu olaylara verilen farklı tepkilerin yarattığı kırılma oluyor.
Halk ile devlet arasındaki mesafenin açılmasının temelinde, vatandaşların kendilerini yeterince temsil edilmediğini ve eşit muamele görmediğini düşünmesi yatıyor; insanlar seslerini duyuramadıklarını hissettikçe aidiyet duygusu zayıflıyor, karar alma süreçlerinden dışlandıklarını gördükçe devlete olan güvenleri sarsılıyor, günlük yaşamda karşılaştıkları ekonomik zorluklar, adalet algısındaki kırılmalar ve farklı kesimlere yönelik değişken uygulamalar bu kopuşu daha da derinleştiriyor, özellikle genç kuşaklar geleceğe dair umutlarını yitirdiklerinde ve kendilerini ifade edecek alan bulamadıklarında devletten uzaklaşmayı bir tepki biçimi olarak benimsiyor, tüm bu birikim zamanla birey ile devlet arasındaki bağı zayıflatıyor ve yerini mesafe, güvensizlik ve sorgulama duygularına bırakıyor.


Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın