Özellikle büyük şehirlerde yaşayan gençlerin aşina olduğu bir şey var: dışarıda yemek. Bu yalnızca beslenme ihtiyacını gidermek için girişilen bir eylem olmaktan öte, gençlerin sıkça yerine getirdiği bir sosyal aktivite olma işlevini de üstleniyor. 2024 yılının ilk 9 ayındaki yeme – içme tüketim anlarını inceleyen Ipsos raporuna göre, bu süre zarfında 2 milyar yeme – içme tüketimi gerçekleşmiş ve bunların %69’u mekanın içinde yapılmış (1). Dolayısıyla yeme içme yerleri tüketimin kaynağı olmasının yanında insanların beraber vakit geçirdikleri alanlar olmayı da başarmış. Kolay, pratik ve çeşitli kategorilerde belli standartlar sunmaları zincir restoranları diğer küçük işletmelerden ayırıyor ve insanların daha fazla tercih etmesine sebep oluyor. Ayrıca sosyalleşmenin merkezi haline gelen AVM’lerin yüksek kira giderlerini de küçük işletmecilerin ve esnafın karşılaması zor olduğu için, zincir restoranların pazardaki dominasyonu artıyor.
OECD verilerine göre Türkiye, 2025 yılı aralık ayı itibarıyla yüzde 28,3 ile gıda enflasyonunda OECD ülkeleri arasında ilk sırada yer alıyor (2).OECD ülkelerinin ortalamasının yüzde 3,8 olduğunu düşündüğümüzde, durumun ne kadar kritik olduğu daha iyi anlaşılabilir.
Tarımdaki temel girdilerdeki dışa bağımlılık ve bu girdi maliyetlerinin döviz kuru karşısındaki kırılganlığı, başka her şeyin yolunda gittiği bir senaryoda bile fiyatların yükselmesine sebep olmakta. Buna bir de Türkiye tarımının birim maliyeti yüksek verimsiz yapısının git gide tarımsal üretimi de düşürmeye başlamasını eklediğimizde gıda enflasyonunun neden bu derecelere çıktığını görmek kolaylaşıyor.
Türkiye’de gençlerin en çok sipariş ettiği ürün tavuk döner (3). Peki neden? OECD ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerini incelediğimizde, Türkiye’de kişi başına et tüketiminde dünya ortalamasının altında olduğunu görüyoruz. 2024-2033 dönemini kapsayan tarım görünümü raporuna göre kişi başına yıllık kırmızı et tüketimi OECD ülkelerinde 34,8 kilogram, Avrupa’da 34,5 kilogram, dünya genelinde 18,1 kilogram iken Türkiye’de sadece 16,6 kilogram seviyesinde bulunuyor (4). İnsanların ilk tercihinin neden tavuk döner olduğu bu açıdan bakıldığında biraz daha belirgin hale geliyor.
Bütün bu veriler Türk halkının esas etkisini pek yakın bir gelecekte yaşayacağı bir “beslenme krizi” ile karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Bu beslenme krizi yalnızca insanların pahalı veya sağlıksız ürünlere mahkûm olmasıyla sınırlı kalmıyor. Bu ayrıca gıda sektörünün git gide zincir restoranların - onlar arasında da belli başlı birkaç tanesinin- hâkim olduğu oligopol bir piyasa haline gelmesiyle sonuçlanacak. Yukarıda da bahsedildiği gibi, küçük esnafın zincir restoranla rekabet edebilme ihtimali; enflasyonist ortamda tüketici alışkanlıklarının zincir restoranlar lehine değişmesi, AVM’lerdeki yüksek kira giderleri, yine enflasyonist ortamda stok eğiliminin güçlü olması ve stok yapma kapasitesi yüksek zincir marketlerin bunu bir avantaja çevirmesi sonucu alternatifler her geçen gün silinmeye başlayacak. En kötü senaryoda, gıda sektöründe birkaç şirketin fiyatları belirleme üzerinde oldukça güçlü bir konuma gelmeleri hiç de uzak bir ihtimal değil.
Türkiye’nin tarımda girdi maliyetlerinin devlet tarafından sübvanse edilmesi, temel gıda ürünlerinde (örneğin buğday veya bakliyat) maliyetin üzerinde bir taban fiyatın hasat öncesi açıklanması gibi tarımsal teşviklerin hayata geçirilmediği veya verimsiz bir şekilde yapılan tarımı planlı hale getirmediği, çok daha kamucu bir tarım politikasının hayata konmadığı her senaryoda kazanma şansı yok. Bunlar yapılmadıkça Türk halkı sofrasındaki ekmeğin her geçen gün daha da azaldığına tanık olacak.
Çiftçinin, üreticinin üretim aşamasında karşılaştığı bu gibi sorunların aşılmasında devletin etkin bir güç olarak ortaya çıkmadığı hiçbir çözüm Türk halkının yaşadığı bu beslenme krizini çözmeye yeterli olmayacak. Zincir restoranların kazanan Türk halkınınsa kaybeden olduğu bir gelecek ülkemiz için çok yazık olacak. Bunun önüne geçilebilir mi? Elbette geçilebilir. Yeter ki çiftçiyi, üreticiyi merkeze koyan politikalar uygulansın. Yeter ki emeğin karşısında hiçbir şeyin duramayacağı herkes tarafından gerektiği gibi anlaşılsın.
Kaynakça
(1): https://www.ipsos.com/tr-tr/2024-yilinda-yeme-icme-dunyasi
(2): https://halktv.com.tr/ekonomi/turkiye-gida-enflasyonunda-zirveye-oturdu-1008543h
(3): https://istanbulkentkonseyi.org.tr/wp-content/uploads/2024/07/ISTANBULLU_GENCLERIN_GOZUNDEN_BESLENME_VE_YEMEK_ENFLASYONU-1.pdf
(4): https://www.cumhuriyet.com.tr/ekonomi/alman-basini-turkiye-deki-et-krizini-yazdi-aileler-artik-ayda-bir-kez-et-yiyebiliyor-2450266


Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın