Uzun zamandır kafamın içinde aynı sorular dönüp duruyor:
Ben kimim?
Ne istiyorum?
Hayatımın bir sonraki aşaması ne?
Ve doğru olanı nasıl seçeceğim?
Bazen önümde tek gördüğüm şey kocaman bir soru işaretiydi.
Sanki hayatımın bir sonraki aşamasına geçebilmek için önce “Ben kimim?” sorusunun kesin cevabını bulmam gerekiyormuş gibi hissediyordum. Kendimi tanırsam ne istediğimi bilecek, ne istediğimi bilirsem da doğru yolu seçecektim.
Bu cevabı aylarca aradım.
Hatta ülke bile değiştirdim.
Sonra fark ettim ki belki de kendini bulmak, bir gün otururken gelen büyük bir aydınlanma değil. Yaşadıkça, deneyimledikçe, bazen yanlış yerlere girip çıktıkça yavaş yavaş oluşan bir şey.
Bugün “Ben kimim?” sorusunun bütün cevabını bilmiyorum.
Ama artık bazı şeyleri biliyorum.
Ben kimim?
Ben özgürlüğe ihtiyaç duyan ama yalnız yaşamak istemeyen biriyim.
İnsanlarla gerçek bağ kurmayı ve bir yere ait olduğumu hissetmeyi seviyorum. Yeni insanlar, yeni yerler ve yeni deneyimler beni canlı hissettiriyor.
Kendi kararlarımı verebildiğimde, tek başıma bir şeyin üstesinden gelebildiğimde kendime güvenim artıyor.
Ama sevilmek, kabul edilmek ya da başarılı görünmek uğruna karakterimden ve isteklerimden vazgeçmeye başladığımda kendimden uzaklaşıyorum.
Bunu bazen bir ilişkide, bazen bir arkadaşlıkta, bazen de bir iş ortamında öğrendim.
Artık biliyorum ki bir yere ait olmak istiyorum ama ait olabilmek için kendimden vazgeçmek istemiyorum.
Bağımsız olmak istiyorum ama yalnızlaşmak istemiyorum.
Gelişmek istiyorum ama bütün hayatımı kendimi kanıtlamaya çalışarak geçirmek istemiyorum.
Ve en önemlisi, hayatım ilerledikçe dünyamın küçülmesini değil, büyümesini istiyorum.
Peki ne istiyorum?
Aslında bunun cevabını düşündüğümden daha iyi biliyorum.
Hareketli ve sosyal bir hayat istiyorum.
Sabah işe giderken mutsuz olmadığım bir işim olsun istiyorum. İnsanlarla iletişim kurmak, sorumluluk almak, fikirlerimi söylemek ve zamanla bir şeyleri yöneten kişi olmak istiyorum.
İş arkadaşlarımı sevmek istiyorum. Birlikte gülebildiğim, hata yaptığımda kendimi değersiz hissetmediğim, öğrenebildiğim bir ortamda çalışmak istiyorum.
Kendi paramı kazanmak istiyorum.
Arabama binip müziğimi açmak, istediğim yere gidebilmek, seyahat etmek, dünyayı görmek ve hayatımı kendim yönetebilmek istiyorum.
Ama kariyerimin bütün hayatımı yutmasını istemiyorum.
Akşam eve döndüğümde hâlâ yaşayacak enerjim olsun istiyorum.
Sevdiğim insanlarla kahve içmeye, yürümeye, bir hafta sonu arabaya atlayıp başka bir yere gitmeye zamanım olsun istiyorum.
Çok sevmek kadar çok sevildiğim bir ilişki de istiyorum.
Ama bu kez sevilebilmek için kendimden vazgeçmek istemiyorum.
İki insanın birbirinin hayatının tamamı olduğu değil; kendi hayatları olan iki insanın yan yana büyüdüğü bir ilişki istiyorum.
Kısacası ben kusursuz bir hayat istemiyorum.
Kendimi içinde kaybetmediğim bir hayat istiyorum.
Ya yanlış yolu seçersem?
Belki de beni en çok durduran soru buydu.
Sanki önümde onlarca yol var ve bunlardan yalnızca biri benim için doğruymuş gibi.
Yanlış işe girersem?
Yanlış alana yönelirsem?
Yüksek lisans yapıp pişman olursam?
Başka bir şey deneseydim hayatım daha güzel olur muydu?
Sonra şunu fark ettim:
Hayatımın geri kalanını bugün seçmek zorunda değilim.
İlk işim son işim olmak zorunda değil.
Bugün seçtiğim alan on yıl sonra yaptığım iş olmak zorunda değil.
Bir şeyi deneyip bana göre olmadığını fark etmem başarısızlık değil.
Çünkü bazen ne istediğimizi, ne istemediğimizi yaşayarak öğreniyoruz.
Belki de doğru yolu seçmenin tek bir yöntemi yok.
Belki yapmam gereken, beni bir kutuya kapatan kararlar yerine bana yeni kapılar açan kararlar vermek.
İş deneyimi bir kapı açıyor.
İngilizce öğrenmek başka bir kapı açıyor.
Eğitim başka bir kapı açıyor.
Yeni insanlarla tanışmak, seyahat etmek, denemek, hata yapmak…
Hepsi dünyamı biraz daha büyütüyor.
O zaman şu anda bütün hayatımın cevabına ihtiyacım yok.
Bir sonraki kapıya ihtiyacım var.
Hayatımın bu döneminin adı belli
“Kendi hayatımı kuruyorum.”
Bu, mezuniyet sonrası bekleme dönemi değil.
“Bir gün ne istediğimi anlayacağım ve o zaman yaşamaya başlayacağım” dönemi hiç değil.
Bu dönem;
çalışmaya başladığım,
ekonomik bağımsızlığımı kazandığım,
mesleki kimliğimi deneyerek oluşturduğum,
İngilizcemi geliştirdiğim,
yeni insanlarla tanıştığım,
yeni yerlere gittiğim,
hata yaptığım,
fikrimi değiştirdiğim
ve yetişkin hayatımın temellerini kurduğum dönem.
Belki birkaç yıl sonra bugün düşündüğümden tamamen farklı bir yerde olacağım.
Olsun.
Çünkü artık kendimi bulana kadar hayatımı bekletmek istemiyorum.
Kendimi, yaşarken bulmak istiyorum.
Bir gün yine afallarsam, herkes ilerliyormuş da ben yerimde sayıyormuşum gibi hissedersem veya “Ben ne yapıyorum?” diye kendime sorarsam buraya dönmek istiyorum.
Ve kendime şunu hatırlatmak istiyorum:
Bugünkü görevim bütün hayatımı çözmek değil.
Bugünkü görevim, olmak istediğim kadına doğru bir adım atmak.
Henüz onun sahip olduğu her şeye sahip olmayabilirim.
Ama ona doğru yürüyebilirim.
Bir başvuru yapabilirim.
Bir şey öğrenebilirim.
Yeni bir yere gidebilirim.
Yeni biriyle tanışabilirim.
Kendim için bir karar verebilirim.
Çünkü belki de hayatın bir sonraki aşamasına geçmek için önce kim olduğumu tamamen çözmem gerekmiyor.
Belki kim olduğumu, bir sonraki aşamaya geçtikçe öğreneceğim.
Ve bundan sonra kendime vereceğim en önemli söz şu:
Hayatım küçülmeye başladığında fark edeceğim.
Kendimden vazgeçtiğim yerde duracağım.
Beni büyüten şeylere doğru yürüyeceğim.
Çünkü artık nasıl bir hayat istediğimin en azından bir kısmını biliyorum.
Özgür olduğum.
Sevildiğim.
Ürettiğim.
Geliştiğim.
Bağ kurduğum.
Ve bütün bunların içinde hâlâ kendim olabildiğim bir hayat.
Şimdilik bu kadarı, bir sonraki adımı atmak için yeterli.


Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın