Bazı filozoflar dünyayı açıklamaya çalışır.
Bazıları onu değiştirmek ister.
Emil Cioran ise muhtemelen ikisine de şöyle bakardı:
“Önce bir sakin olun. Dünya zaten yeterince kötü durumda.”
Tam burada Cioran ile anarşizm arasında tuhaf, hatta biraz da arsız bir akrabalık başlar.
Çünkü anarşizm, en temel anlamıyla, siyasal otoritenin ve özellikle devlet otoritesinin meşruiyetini sorgulayan bir düşünce geleneğidir. Sandığımızın aksine yalnızca “herkes kafasına göre takılsın” fikrinden ibaret değildir. Anarşist düşüncede özgürlük, eşitlik, gönüllü işbirliği, karşılıklı yardımlaşma ve tahakkümden kurtulma gibi oldukça ciddi meseleler vardır.
Cioran ise başka bir yerden gelir.
O, düzenin nasıl kurulacağını anlatmaz.
Düzen fikrinin kendisine, neden bu kadar kolay inandığımızı sorar.
Ve bu çok daha rahatsız edici bir sorudur.
Cioran: İnsanlığın İyimserliğine Karşı Bir İtiraz
Emil Cioran, 1911'de Romanya'da doğdu, hayatının büyük bölümünü Paris'te geçirdi ve felsefeyi akademik bir sistem kurma işi olmaktan çıkarıp neredeyse kişisel bir itiraf biçimine dönüştürdü.
Onun felsefesinde sistem yoktur.
Büyük bir teori yoktur.
İnsanın kurtuluş reçetesi hiç yoktur.
Bunun yerine parçalar, aforizmalar, çelişkiler, uykusuz geceler, ölüm, sıkıntı, tarih, Tanrı, hiçlik ve insanın kendi varlığıyla baş başa kaldığında duyduğu o tuhaf huzursuzluk vardır.
Cioran'ın düşüncesi nihilizm, ölüm, acı, yabancılaşma, tarih ve ütopya gibi meselelerin etrafında dolaşır. Fakat onu sıradan bir karamsardan ayıran şey, karamsarlığını bile ciddiye almamasıdır.
Sanki şöyle der:
“Hayat anlamsız olabilir. Fakat bu konuda bile fazla emin olmak biraz fazla iyimserlik değil mi?”
İşte Cioran'ın ironisi burada başlar.
O, umudu reddederken bile insanın umut etme eğilimini inceler.
İnsan gelecekte daha iyi bir dünya olacağına inanır.
Daha iyi bir hükümet.
Daha iyi bir ekonomi.
Daha iyi bir toplum.
Daha iyi bir teknoloji.
Daha iyi bir insan.
Cioran'ın tarih anlayışı ise bütün bu “daha iyi” fikrine kuşkuyla yaklaşır. Ona göre tarih, insanlığın sürekli ilerlediği düzgün bir merdiven değildir; ilerleme fikrinin kendisi bile zaman zaman yeni felaketleri meşrulaştırabilir.
Ve burada anarşizm kapıyı çalar.
Anarşizm: Sorun Hükümette mi, Hükmetme Fikrinde mi?
Anarşizmin en güçlü sorularından biri şudur:
“Bir insanın başka bir insan üzerinde hükmetme hakkı nereden geliyor?”
Bu soru, sandığımızdan çok daha radikaldir.
Çünkü mesele yalnızca kötü hükümet değildir.
İyi hükümet de sorgulanabilir.
İyi patron.
İyi baba.
İyi lider.
İyi bürokrat.
İyi ideoloji.
Hatta bazen “iyi insan” bile.
Çünkü anarşist düşünce açısından temel problem yalnızca iktidarın kötü kullanılması değildir; iktidarın kendisinin nasıl meşrulaştırıldığıdır.
Dolayısıyla anarşizm, popüler kültürdeki haliyle “kaos” demek değildir.
Kaos zaten başlı başına bir yönetim biçimi sayılmaz.
Anarşizmin daha derin sorusu şudur:
“İnsanlar neden birbirlerini yönetmek zorunda?”
Bu soru Cioran'ın dünyasına girdiğinde ise işler iyice karışır.
Çünkü Cioran muhtemelen şöyle sorardı:
“Peki insanları yönetmezsek, kendilerini yönetmeyi başarabileceklerinden neden bu kadar eminiz?”
İşte burada yollar ayrılır.
Anarşizm, insanın özgürleşme ihtimaline bir kapı açık bırakır.
Cioran ise kapının arkasında başka bir hayal kırıklığı bulunabileceğini hatırlatır.
Biri Sistemi Yıkmak İstiyor, Diğeri Sisteme Güvenmiyor
Anarşizm ile Cioran arasındaki en önemli fark burada.
Anarşist düşünce, mevcut otorite biçimlerini eleştirirken alternatif bir toplumsal ilişki biçimi düşünebilir: daha yatay, daha gönüllü, daha az zorlayıcı, daha fazla karşılıklı dayanışmaya dayanan bir toplum.
Cioran ise alternatif sistem kurma fikrine bile kuşkuyla yaklaşır.
Çünkü ona göre insanın en büyük yeteneği yalnızca özgürlük üretmek değildir.
Yeni zincirler üretmektir.
İnsan eski düzeni yıkar.
Sonra yeni düzen kurar.
Yeni düzenin başına geçer.
Yeni kurallar koyar.
Kuralları korumak için kurumlar oluşturur.
Kurumları korumak için memurlar atar.
Memurları denetlemek için başka memurlar görevlendirir.
Sonunda devrimin başladığı yerde bir bürokrasi binası yükselir.
İnsanlık da büyük bir gururla buna “değişim” der.
Cioran'ın tarih karşısındaki kuşkusu tam olarak buradadır: İnsan, özgürleşmek isterken bile yeni bir itaati kurabilir. Tarihin trajik ironisi budur.
Bugünün Dünyasında Garip Bir Şey Oluyor
Burada artık felsefeden çıkıp günlük hayatımıza bakalım. Bugün dünyanın birçok yerinde siyaset hâlâ aynı ritüeli tekrarlıyor: Seçimler geliyor. Liderler konuşuyor. Herkes “değişim” diyor. Sonra seçim bitiyor. Herkes birbirine bakıyor. Ve birkaç ay sonra aynı sorunlar yeniden masaya geliyor. Bu, tek başına demokrasinin başarısız olduğu anlamına gelmez.
Ama başka bir şeyi gösteriyor:
Siyasal sistemlerin yalnızca ekonomik veya kurumsal değil, aynı zamanda anlam ve güven açısından da ciddi bir aşınma yaşadığı hissini.
İnsanlar kurumlara güvenmekte zorlanıyor. Siyaset giderek daha fazla performansa dönüştü. Gerçek sorunlardan çok görüntüler, sloganlar ve kimlikler dolaşıma giriyor. Teknoloji bilgiye erişimi artırırken ortak bir gerçeklikte buluşmayı kolaylaştırmak yerine bazen herkesin kendi gerçekliğini satın almasına izin veriyor. Ve siyaset, insanlara gelecek sunmak yerine giderek daha fazla birbirlerinden korkmaları için neden sunuyor.
Bu noktada “sistem çöktü” demek kolaydır.
Fakat daha doğru ifade şudur:
Sistem tamamen çökmüş değil; fakat birçok insan için artık eskisi kadar inandırıcı değil.
Bu ikisi arasında büyük fark var.
Çünkü kurumlar bazen fiziksel olarak ayakta kalırken zihinsel olarak çöker.
Bir bina yerinde durur.
Ama insanlar artık o binanın neyi temsil ettiğine inanmıyorsa, asıl çatlak çoktan başlamıştır.
Cioran Bugün Yaşasaydı Muhtemelen Sosyal Medyadan Kaçardı
Gerçi Cioran'ın günümüz sosyal medyasını görmesi ilginç olurdu.
Bir insan düşünün: Hayatın anlamsızlığını araştırıyor. Ölümü düşünüyor. Tanrı'nın yokluğunu tartışıyor. Tarihin trajik yapısını inceliyor. Ve karşısına şu çıkıyor:
“Arkadaşlar, bugün sabah 05.30'da kalkıp hayatımı değiştirdim. Siz de değiştirebilirsiniz!”
Cioran'ın kalemi burada muhtemelen birkaç santim daha sivrilirdi.
Çünkü modern kişisel gelişim kültürünün en büyük problemlerinden biri, insanın hayatındaki her problemi kişisel performans meselesine çevirmesi.
Yorgunsan daha disiplinli ol.
Üzgünsen pozitif düşün.
Başarısızsan daha çok çalış.
Yalnızsan kendini geliştir.
Sistem bozuksa girişimci ol.
Ekonomi kötüyse “bolluk zihniyetine” geç.
Dünya yanıyor?
Zihniyet değiştir.
İnsanlığın bütün trajedileri sonunda bir motivasyon seminerine dönüşebilir. Cioran bundan hoşlanmazdı. Çünkü onun düşüncesi bize çok daha rahatsız edici bir şey söyler:
Her sorunun çözümü sende değildir.
Bazen dünya gerçekten kötüdür.
Sistem gerçekten adaletsizdir.
aybetmenin nedeni yeterince çalışmamış olman değildir.
Bazen hayat yalnızca hayat olduğu için zordur.
Bu farkındalık insanı güçsüzleştirmek zorunda değildir.
Tam tersine.
İnsanı gereksiz suçluluktan kurtarabilir.
Peki Buradan Kişisel Gelişime Ne Çıkıyor?
Cioran'ı kişisel gelişim kitabına çevirmek biraz ironik olur.
Adam muhtemelen kişisel gelişim kitaplarının görse kitabın geliştiğini ama kişinin pek gelişmediğini söylerdi. Fakat yine de onun karanlık düşüncesinden oldukça değerli bir yaşam dersi çıkarabiliriz:
1. Her şeyi kontrol edemeyeceğini kabul et.
Hayatın bütün değişkenlerini kontrol etmeye çalışmak, insanı özgürleştirmek yerine tüketir. Kontrol edemediğin şeylerle savaşmayı bıraktığında enerjini gerçekten değiştirebileceğin alanlara taşırsın.
2. Sisteme kızmadan önce sistemin içindeki payını gör.
Anarşizm bize otoriteyi sorgulamayı öğretir. Cioran ise daha acı bir soru sorar:
“Peki sen kendi hayatında hangi küçük diktatörlükleri kurdun?”
Başkalarının seni kontrol etmesinden şikâyet ederken kendi korkularının, alışkanlıklarının, bağımlılıklarının ve egonun seni yönetmesine izin veriyor olabilirsin.
Devleti yıkmadan önce takvimindeki diktatörü biraz sorgulamak fena fikir değildir.
3. İyimserlik ile umut arasındaki farkı öğren.
Cioran'ın karamsarlığı burada şaşırtıcı biçimde işe yarar.
İyimserlik: “Her şey güzel olacak.”
Umut ise: “Güzel olmayabilir. Ama yine de yapabileceğim bir şey var.”
İkincisi daha yetişkindir.
Çünkü umut, dünyanın sana borçlu olduğunu varsaymaz.
4. Düzeni sorgula ama boşluğu romantikleştirme.
Anarşizmin en önemli derslerinden biri otoritenin sorgulanmasıdır.
Ama yalnızca yıkmak yetmez.
Çünkü eski düzeni yıkıp yerine hiçbir şey koymadığında ortaya özgürlük değil, çoğu zaman başka bir güç boşluğu çıkar.
Ve güç boşluklarını tarih genellikle çok hızlı doldurur.
5. Kendi hayatının küçük anarşisti ol.
Bu, başkalarının hayatını bozmak anlamında değil. Tam tersine. Kendine dayatılmış gereksiz kuralları sorgula.
“Böyle yapılır.”
“Yaşın geldi.”
“Artık bunu yapmalısın.”
“Herkes böyle yaşıyor.”
“Başarılı insan bunu yapar.”
“Mutlu olmak için şuna sahip olmalısın.”
Bu cümlelerin her birinin karşısına bazen yalnızca şu soruyu koy:
“Neden?”
Özgürlük büyük bir devrimle başlamaz.
Bir insanın hayatının en gerekli yerinde “neden?” demesiyle başlar.
Cioran ile Anarşizmin Buluştuğu Yer
Cioran bize dünyaya fazla kolay inanmamayı öğretir. Anarşizm ise iktidara fazla kolay itaat etmemeyi.
Cioran tarihin vaatlerine kuşkuyla bakar. Anarşizm otoritenin vaatlerine.
Cioran ütopyalardan şüphe eder. Anarşizm mevcut düzenin “başka türlü olmaz” iddiasından.
Biri bize: “Dünyayı kurtaracağını sanma.” der.
Diğeri: “Dünyanın seni yönetmesine de izin verme.” der.
İkisinin arasında oldukça olgun bir yaşam felsefesi kurulabilir.
Dünyayı kurtarmaya çalışma.
Ama dünyanın saçmalığına teslim de olma.
Her şeyi değiştirebileceğini sanma.
Ama hiçbir şeyi değiştiremeyeceğine de inanma.
Sisteme körü körüne güvenme.
Fakat sistem çöktü diye kendi sorumluluğunu da çöpe atma.
Çünkü insanın özgürlüğü yalnızca dışarıdaki otoriteyi reddetmek değildir.
İçerideki otoriteleri fark etmektir.
Asıl Devrim Budur
Cioran'ın karanlığı ile anarşizmin isyanını aynı masaya oturttuğumuzda ortaya garip bir sonuç çıkıyor.
Mesele dünyayı değiştirmek değildir.
Mesele, dünyanın seni biçimlendirme hakkını sorgulamaktır.
Çünkü bize çocukluktan itibaren neyin başarı olduğunu öğrettiler.
Ne kadar kazanacağımızı.
Nasıl görüneceğimizi.
Kiminle evleneceğimizi.
Nerede yaşayacağımızı.
Ne zaman mutlu olmamız gerektiğini.
Hatta mutsuzluğumuzu bile nasıl “yöneteceğimizi”.
Sonra bütün bunların ortasında bize özgür olduğumuzu söylediler.
Ne güzel.
İnsanlık tarihinin en zarif şakalarından biri olabilir bu.
Cioran bize bu şakaya gülmeyi öğretir.
Anarşizm ise şakayı yapanın kim olduğunu sormayı.
Ama ikisinden de alabileceğimiz en değerli ders başka yerde:
Hayatın anlamını hazır bulamayacaksın.
Sistemin sana verdiği anlam da sana ait olmayabilir.
Ve dünyanın düzelmesini beklerken kendi hayatını ertelemek, insanın kendisine yapabileceği en sessiz zulümlerden biridir.
Bu yüzden bugün ihtiyacımız olan şey ne kör bir iyimserlik ne de romantik bir yıkıcılık.
Daha fazla uyanıklık.
Ne her söylenene inanacak kadar saf, ne hiçbir şeye inanmayacak kadar yorgun.
Cioran'ın kuşkusu kadar keskin, anarşizmin özgürlük arayışı kadar cesur.
Çünkü sonunda insanı özgürleştiren şey dünyanın düzelmesi değildir.
Dünyanın düzelmesini beklemeden, ona rağmen nasıl yaşayacağını öğrenmesidir.
Gerçek devrim tam o anda başlar:
Dışarıdaki düzeni yıkmadan önce, içeride sana ait olmayan düzenleri yıkabildiğin anda.
Cioran ve Anarşizm


Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın