İşte o gün geldi çattı. Muhabbet...
Bir anda apar topar okumaya başlayıp beni kendisine çeken ve etkisinden hâlâ çıkamadığım bir kitap. Kitapla ilgili hâlâ merak ettiğim şeyler var. Sybil olsaydı da anlatsaydı bana...
Günümüzde neyi merak etsek karşımıza reklam olarak çıkıyor, ilgili bir şeye tıklamaya kalmadan her yerde belirebilir. Bu kitap için bana öyle oldu, çoğu zaman bu durum beni o kitap, çanta, defter neyse ondan uzaklaştırır ve kafamın içinde bulunan karmakarışık yapılacaklar listesinin ücra köşelerine hapseder. Bu sefer öyle olmadı, kitap okuma isteğiyle yanıp tutuşanlar bilir ki, her kitap önerisi -tabii kimin yaptığına bağlı olarak değişse de- altın değerindedir. Bir yolunu bulup o kitabı okumak istersiniz. Nitekim lafı fazla uzatmadan öyle de oldu.
-Buradan sonrası kitapla ilgili bazı bilgiler içerir, okumamış olup önden bilgi almak istemeyenler için uyarıdır.-
Kitabın formatına uygun olarak bir mail olarak yazmak istedim.
KİME: sybilvanantwerp@aol.com
TARİH: 15 Ağustos 2026 18.00
KONU: RAHATSIZ ETMEMİ MAZUR GÖR!
Sybil, ah canım Sybil!
Senin cümlelerini okumaya başladığımda huysuz, yaşı geçkin, dediğim dedik bir karakterle karşılaştığımı düşündüm, herkes gibi. Sende de İngilizlerde özellikle bulunan, amiyane tabirle "sakinlikle laf sokma sanatı" dediğim, hayran kalıp kendime katmak istediğim bir insan özelliğini gördüm. Aslında en başından sevmiştim seni. Kendi doğrularıyla yaşayan insanlara her zaman saygı duymuşumdur ve bir gün öyle olabilmeyi istemişimdir. Mektuplar arasında gidip gelirken, belki de samimi olmasak da sürekli iletişim kurduğumuz insanlarla olan sahteliğimiz beni çok rahatsız etti. Sen kimseyi yanına yaklaştırmıyorsun ama uzak da tutmuyorsun aslında. Sen de biliyorsun, insanın insana ihtiyacı var aslında. Samimiyete, okuduğu kitabı, yeni bir bilgiyi paylaşmaya ihtiyacı var. Ne yazık ki görmeyen gözlerinin sesi olmalıydı biri. Aslında sen onları uzak tutmadın kendinden. Oğlun, ah o oğlun... Birini silah çekip, bıçaklayıp ya da yüksek bir yerden atmadıysa suçlusu hiçbir zaman olmaz. Sen kendini affedemedin sadece. Hep diyoruz ya, önce sen iyi olacaksın ki etrafına bunu bulaştırabilesin. Duyulmayan bir ses oldun sadece. İçimde açtığın bir boşluk var; her gün görüştüğümüz, konuştuğumuz, "story"lerine baktığımız insanlarla senin mektuplarında anlattığın kadar şey paylaşmıyoruz, gereksiz detaylarda boğuluyoruz sadece.Bu yüzden günlük tutarak atmaya çalışıyoruz içimizdeki şeyleri. Oysa senin gibi mektupla, belki mailla anlatsak, çoğu şey gereksiz kalacak ve konudan aslında uzaklaşmayacağız. Seni çok sevdim, Sybill. Umarım huzur içinde kalmışsındır.
-DK.


Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın