Anne. Rahme düştüğümüzden itibaren tek gerçeğimiz.
Kitabın ismi ve yorumlarına baktığımızda tüm yönlendirmeler bize bir çocuğun isminin neleri değiştirebileceğini anlatıyor. Halk arasında yaygın bir söz olan "ismiyle müsemma" diye bir terim vardır. Hatta numeroloji ve kader çizgisine kadar ilerleyenler olacaktır. Hatta geçenlerde Evliya Çelebi ile ilgili podcastte, isminin verilişi ve ismini yaşatması ile ilgili gerek Evliya Çelebinin gerekse kendisinin uzun övgü ve methiyelerini dinledim. O ismi taşıma için kendisi ve çevresi kolektif bi çaba halindeydi. Örnekler elbette çoğaltılabilir.
Kitapta dikkatimi çeken asıl şey şuydu; bir annenin çocuğu ile kurduğu bağ, çocuğa yakın hissetmesi ve en önemlisi kendisini nasıl hissettirildiği.. Bir çok insan annenin biricik görevinin annelik olduğunu savunur, ve ona sadece anne olarak bakarlar. Kitapta gördüğümüz sürekli istismara uğrayan, hayalleri, yaşam tarzı gölgede bırakılmış bir insan, kendini rahat hissetmediği bir çevredeki bir kadın, etrafına bilhassa çocuğuna nasıl faydalı olabilir. Uçaklarda söylenen acil durum anonsunu birçoğumuz duymuşuzdur, solunum cihazını önce kendimize sonra çcocuğumuza ve etrafımızdakilere takmalıyız. Kanaatimce meselenin özü budur.
İnsanlarla bağ kurabilmek için bağ kurmaya açık, kendimizi ifade edebildiğimiz bir ortamda bulunabilmemiz gerekir. Kitabı okurken tüm benliği elinden alınmış, ne izleyeceği ne okuyacağı, ne yiyeceği başka bir irade tarafından kontrol edilen bir insan o iradeyle yada etrafındaki insanlar ile sağlıklı bir ilişki kurmasının oldukça zor olduğunu düşünüyorum, ki annesi ile ilişkisinden bunu anlayabiliyoruz. Son zamanlarda epeyce popüler olan "gaslighting" teriminden de aşina olduğumuz bir durum aslında. Bunu yaşamadığımızda ya da yaşadığımızın farkında olmadığımızda ne kadar da fark edilebilir görünür, oysa biraz empati yaptığımızda insanı asosyalliğe, düşüncelerini paylaşamama ve özgüven eksikliğine götürdüğünü anlayabileceğimizi düşünüyorum.
Bu açıdan baktığımda kitabın bir gerilim türüne ait bir kitap olduğunu dahi düşünüyorum. Adam hapiste bile olsa her an çıkıp gelecekmiş gibi. Bu psikolojiyle yaşamanın nasıl stres yarattığını hayal etmek bile zor. Kitabın beni yakalayan bir diğer tarafı ise psikolojik gerilimi yalnızca karakterlerin yaşadıklarıyla değil, anlatım biçimiyle de kurmasıydı.Kitabın üç isim arasında uyguladığı "yorgan tekniğinin" merakın yoğun kalmasını sağladığını düşünüyorum.
Kitabı okuduğumda aklımda kalan şey isimlerden ziyade istismarın hayatın yönünü nasıl değiştirebildiği oldu. Bir çok insanın hayatına olan belki de nesillerce ilerleyecek bir etki. Aslında üç isimdede ismi ile müstesna bir insana dönüştü. Etrafındakiler ona o isme yakışır şekilde davrandı. Üç isimdeki çocuk aynaya baktığında aynı silüeti gördü ancak ruhu bambaşkaydı. Bear iken sevimli ve cana yakın, Julian iken biraz korkak ama başarılı bir sanatçı, Gordonken Gordon oldu...


Yorumlar (0)
Bu gönderi için henüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Bırakın