Californication Ne Anlatmak İstiyor?

Californication Ne Anlatmak İstiyor?
3 Beğen
1 Yorum

Tarihler 8 Haziran 1999'u gösterirken sadece rock müziğin değil dünya tarihinin en özel albümlenlerinden biri yayınlandı. 

Red Hot Chili Peppers; belki de kendi kariyerlerini de baştan aşağı değiştiren bir işe imza atıp Californication'u yayınladı. Peki Californication ile anlatmak istedikleri şey neydi?

20. yüzyılın sonlarına doğru dünyada artan tüketim bağımlılığı, şöhret bağımlılığı, yapay güzellik takıntısı ve Amerikan Rüyası'nın yaygınlaşması toplumun birçoğunun ilgisini çeken ve hayallerini süsleyen bir hayattı fakat pek çokları da topluma satılan bu hayalin sadece perdenin önündeki ışıltılı kısım olduğunu ve bu perdenin ardındaki işlerin aslında pek de hoş olmadığını ve olmayacağını düşünüyordu.

Californication da tam olarak buna eleştiri yapılan bir albümdü. O güne kadar yaptıkları albümler daha çok funk rock olarak nitelenderebileceğimiz şekilde eğlenceli ve ritmin öne çıktığı şarkılardan oluşurken bu albümde yalnızlaşma, kimlik arayışı, kendini ispat ettirme, bağımlılık gibi temalar öne çıkıyordu.

Anthony Kiedis ise albümün kapak şarkısı olan Californication'da anlatmak istediği şeyleri şu şekilde açıklamıştı ''Californication, Kaliforniya'da Amerikan Rüyası'nın peşinden giderken yönünü kaybetmiş insanların öykülerini anlatıyor. Şarkı, Hollywood'un ve şöhret kültürünün sığlığını eleştirirken aynı zamanda bütün toplumun bu parıltılı dünyanın içine girme isteğini göz önüne seriyor''

Kiedis, albümün onun adına neden harika olduğunu ise şu sözlerle anlatıyor '' Bu albümün bu kadar iyi çıkmasının nedeni, müziğin bana ne söylemem gerektiğini adeta kendisinin söylüyor olmasıydı. Bunun üzerine çok fazla düşünmek zorunda kalmadım. Müzik, vokallerin nasıl olması gerektiğini zaten kendi içinde ima ediyordu. Benim yapmam gereken tek şey gözlerimi kapatmaktı; o zaman hangi bölümlerde ne söylemem gerektiğini duyabiliyordum.''

Albümdeki neredeyse her şarkının derin anlamlar içeren sözleri olmasına rağmen Kiedis albümü bu şekilde yorumlamanın hata olduğunu düşündüğünü belirtti. Kiedis, kelimelerin ne anlama geldiğinden çok onların çıkardığı sesler aracağılıyla duyguları aktarmakla ilgilendiğini şu sözlerle ifade ediyor:

''Bu biraz sanskritçe gibi'' 

-sanskritçe sinir sistemimiz ve duygularımız üzerinde ses yoluyla etki yaratmak için tasarlanmış eski bir dil-

''Bir kelimenin sözcük anlamını bilmiyor olsanız bile, o kelimenin yarattığı his sizi etkiler ve sadece çıkardığı ses bile bir etki yaratır. Bu yüzden şarkı sözlerini okuyup baştan sona mantıksal bir hikaye gibi takip etmeseniz bile yine de üzerinizde bir etkileri olur. Sadece sesleriyle bile sizi etkileyebilirler.'' 

Albümün grup için başka bir anlamı daha var. Gitarist John Fruisciante'nin gruba dönüşü sonrası yapılan ilk albüm olan Californication'da grubun tekrardan iyi bir kimya yakalandığı düşünülüyor. Flea, John'la birlikte çalarken konuşmaya ve düşünmeye gerek kalmadan güçlü groovelar çıkarabildiklerini söylüyor. Ayrıca geçmiş dönem için grubun canlı enerjisini stüdyoda tekrar yakalayıp bunu şarkı yazarlığına dönüştürmeyi başardıklarını anlatıyor.

Bu dönemlerde buna benzer birçok albüm yapılmıştı; Radiohead-OK Computer, Alice in Chains-Dirt, Pearl Jam-Ten ve biraz daha öncelere gidersek tarihin en çok satan albümlerinden biri olan başyapıt The Dark Side of the Moon gibi birçok eleştirel rock albüm yapılmıştı.

Albümün kapağının hikayesini ise albüm kapağının tasarımcısı Lawrence Azerrad anlatıyor:

Anthony Kiedis, Lawrence Azerrad'a John Fruiscante'nin gördüğü bir rüyayı şu şözlerle anlatıyor:

''John'un rüyasında öyle bir havuz vardı ki su gökyüzündeydi, gökyüzü ise suyun içindeydi''

Azzerrad'ın anlattığına göre göre grubun ilk fikri aslında bu değildi. Grup üyelerinin kanını toplayıp mikroskop altında fotoğraflayıp onu albüm kapağı yapmayı düşünmüşlerdi fakat görsel işe yaramayınca bu fikirden vazgeçtiler.

Kapak, Hollywood kültürünün sahteliğini ve yapaylığını bunun gerçek bir hayat olmadığını su ve gökyüzünün ters düz olmasıyla sembolize ediyor. Kimileri ise ilk bakışta kapaktaki havuzun alevlerle dolu olduğunu ve bunun da lüks hayatı temsil ettiğini düşünüyor.

Sonuç olarak bu ikonik albüm kapağının ilham alındığı yer tam olarak John Fruiscante'nin rüyası.

Bu albümü özel kılan bir başka şey de şuydu ki: Red Hot Chili Pepeprs, özellikle ilk dönemlerinde bu bahsettikleri Californication'un ta kendileriydi. Uyuşturucuyla geçen hayatlar, yalnızlaşma, alkol bağımlılıkları ve daha fazlası... Onlar için bu dönemin sona ermesini sağlayan şey ise çok daha korkunçtu. Grubun kurucularından ve aralarındaki en yetenekli isim olarak öne çıkan Gitarist Hillel Slovak'ın uyuşturucu bağımlılığından dolayı ölmesi sonrası hayatları 180 derece değişti. Grup bu olay sonrasında bir süre faaliyetlerine ara verdi, Kiedis ise o dönem sonrası Meksika'ya taşındı fakat grup arkadaşları tarafından ikna edilip müzik kariyerine geri döndürüldü.

AROUND THE WORLD

Albümün giriş şarkısı olan Around the World aslında albümün kimliğini yansıtan şarkılardan biri değil. Daha çok rap-vokal havasına ilerleyen şarkı, funk rock havasından tamamen çıkılmadığını da gösterir nitellikte. Dinamik bas ritmi ve hareketli riffleriyle şarkı daha enerjik ve keyifli hale getirilmişken sözler ise bu şarkıda biraz daha arka planda kalmış ve duygu yükünün diğer şarkılara göre daha geride kalmış durumda. Nakarat kısmında biraz daha gitarlar yavaşlarken albümün geri kalan kısmıyla örtüşen bir hava hissediliyor. Şarkının benim adıma en keyifli kısmın ise kuşkusuz nakarata 3. kez girerken söylenen '' Ding, dang, dong, dong, deng, deng, dong, dong, ding, dang.'' sekansı.

PARALLEL UNİVERSE

Parallel Universe ise hem albümün kalanıyla hem de ''Around the World'' ile benzerlik taşıyan bir şarkı. Enstrümantal olarak öne çıkan şarkıda Flea'nın dakikalarca süren bass ritmi ve Fruiscante'nin soloları şarkıyı enerjik hissetirse de şarkı albümün simge şarkılarıyla örtüşen şekilde etkileyici ve daha derinlik içeren sözlerle donatılmış durumda. Şarkıda önce çıkan tema ise isminden de anlaşıldığı üzere bir paralel evren düşüncesi. Bazı dizelerin sonunda gelen birbirinden kopuk imgeler, anlamsız sözler ise bir karmaşa hissiyatı veriyor. Gökyüzü, güneş, yıldızlar, uzay gibi kavramların sıkça geçtiği şarkıda neyin neden olduğu, nasıl olduğu ve başka bir hayat var mı düşünceleri üzerine yoğunlaşıldığını hissettiriyor.

SCAR TİSSUE

Scar Tissue yani ''Yara Dokusu'' ise albümün yüzü olan şarkılardan biri. Şarkıda ön plana çıkan duygular özellikle yalnızlık, geçmişten sıyrılma, iyileşme fakat geçmişin izlerini taşımak, bunları belki de bir tecrübeye dönüştürme üzerine. Melankolik ritimler şarkıyı sürekli ağlıyormuş gibi hissetirirken sözler de düzenli olarak bu ritme ayak uydurur nitelikte ilerliyor. Şarkıda düzenli olarak tekrarlanan

''With the birds, I'll share this lonely viewing''

kısmı ise dinleyiciye dünyadan kopmak, yalnızlaşmak ve daha sakin bir hayatı benimseme hissiyatını yaşatıyor. Şarkının bu bölümünün canlı performanslarda John ya da Flea tarafından back vokal şeklinde seslendirilmesi de sahnede inanılmaz bir duygu uyandırıp şarkıya muazzam bir derinlik katıyor.

''Ah, fallin' all over myself, to lick your heart to taste your health''

sözleri ise geçmişin getirdiği izlerden edinilen tecrübenin verdiği 'sağlığın değerini bilmek ve hayatın tadını çıkarmak' tavsiyesini verir nitelikte. ''I wave good-bye to ma and pa'' kısmında ise anlaşılacağı üzere ailden uzaklaşma mesajını veriyor. Şarkının son tekrarında söylenen

''Soft spoken with a broken jaw

Step outside but not to brawl'' 

kısmında ise açıkça verilen hayata karış fakat sevgi çerçevesinden uzaklaşma mesajını, geçmişte yaşanan bir pişmanlık örneğiyle birlikte veriyor.

OTHERSİDE

Bana kalırsa albümün en iyi şarkısı olan Otherside daha çok Anthony Kiedis'in kişisel geçmişini anlatıyor. Şarkı diğer şarkılardan farklı olarak klibiyle de ön plana çıkıyor. Klipteki karanlık ortam, siyah beyaz renkler ve rahatsız edici, karanlık ve huzursuz hissi dinleyici/izleyiciye hemen geçiriyor ve adeta bir korku filmi havası veriyor. Düzenli olarak madde bağımlılığından kurtulma ve temiz olan tarafa geçmekten bahsedilen şarkı, giriş cümlesiyle bile bir şeyler anlatmaya başlıyor.

''How long, how long will I slide?''

sözleriyle ''ne kadar süre daha bu tarafa kayacağım, bu nereye kadar devam edecek?'' sorgulamasında bulunuyor ve devamında gelen 

'' I don't, i don't believe it's bad

Slittin' my throat it's all i ever''

sözleriyle bugüne kadar yaptığı her şeyin kendisine zarar verdiğini ya da bir başka deyişle sadece kendisine zarar veren şeyler yaptığından bahsediyor.

Şarkı bize düzenli olarak içinde anlatmak istediği şeylerin olduğu dizelerle geliyor. Her dizesinin altında geçmişte yaşanan birtakım şeylere gönderilen mesajlar olduğu bariz şekilde hissediliyor.

''Centuries are what it meant to me

A cemetery where i married the sea

Stranger things could never changed my mind

I've got to take it on the otherside''

Şarkının en vurucu kısımlarından biri. Geçmişteki hayatın yüzyıllar gibi hissettirmesi ve artık karar verdiği değişim için hiçbir şeyin onu bu kararından döndüremeyeceğini, ''diğer taraf''a geçmek zorunda olduğunu vurguluyor.

Şarkının bu kısmında hoş bir kelime oyunu da yapılıyor ''Take it on the otherside'' ile diğer tarafa geçmekten bahsederken, İngilizcede kalıplaşmış bir ifade olan ''Take it on'' yani üstesinden gel kalıbını da sıkça kullanıp aslında birbirinden alakasız iki cümleyi hoş bir şekilde bağlıyor. ''Take it on'' kalıbı da şarkıda anlamlı bir yer ediniyor.

Şarkıdaki bir diğer etkileyici kısım ise ayrı dörtlüklerde birbiri ardına gelen

''She wanna know am I still a slut?

...

A scarlet starlet and she's in my bed

A candidate for a soul mate bled'' kısmı

Burada ise, o benim hala sürtük olup olmadığımı bilmek istiyor ve kanayan ruh eşi olarak bahsedilen kişinin Iona Skye olduğu düşünülüyor. Scar Tissue adlı otobiyografisinde ''Bana tüm sevgisini vermeye hazır olan bir kızın güzel kalbine sahiptim ve bunu kucaklamak yerine şehir merkezinde bir köprünün altında uyuşturucu kullanan gangsterlerle birlikteydim'' sözleriyle bundan bahseden Kiedis'in bu şarkıdaki sözleri de otobiyografisinde bahsettiği durumla örtüşür şekilde. 

Devamında da düzenli olarak geçmişte yaşanmış birtakım şeylerin kağıda döküldüğü hissedilen bu şarkıda sürekli olarak diğer tarafa geçme vurgusu yapılıyor.

GET ON TOP

Albümün en zayıf ve arka planda kalmış şarkılarından biri olan Get On Top daha çok özgüven ve cinsellik üzerine yazılmış enerjik bir şarkı. Şarkıyı, Anthony Kiedis ve John Fruisciante'nin bir hip-hop grubu olan Public Enemy dinleyerek yaptığı bir provadan ilham aldığı da biliniyor

CALİFORNİCATİON

Albüme ismini veren ve albümün kapak şarkısı olan Californication, bütün bu albümün üzerinde en çok mesai harcanan şarkısı.

Anthony Kiedis, şarkının yazılış sürecini şu şekilde anlatıyor '' Şarkıya başladık ve onu bulduğumuzu düşündük fakat bir noktada vazgeçtik çünkü bazı şeyler olmuyor gibiydi, bu yüzden yazmaya başladığımız ilk şarkı bitirdiğimiz son şarkı oldu.''

''Kayıtların sonuna kadar neredeyse hiçbir şey olmadı. Sonra John bana 'en başta getirdiğin şarkı vardı ya, sanırım sonunda buldum' dedi''

Devamında Kiedis ''Bana çok boşluklu ve atmosferik gitar notaları çaldı'' dedi. Ben de bunun nasıl işleyeceğini sordum ve o da nakaratı girdi

''Dream of Californication''

Her dizede Hollywood kültürünün karanlık tarafı anlatılırken bu sözlerin tekrarlanması çok dikkat çekiciydi.

Kiedis'in 2004 yılında çıkardığı otobiyografisinde dediği gibi ''Onu duyduğum anda bunun bizim yeni şarkımız olduğunu anladım''

Şarkıda tabi ki düzenli olarak Kaliforniyalılaşma eleştirisi yapılıyor fakat şarkıda yazılan sözlerde gelecekte karşımıza çıkacak bazı ilginç nüanslar da bulunuyor. Şarkının ilk dizelerinde karşımıza çıkan ''Little girls from sweden dream of silver screen quoatations'' kısmı şarkının yazılışından yıllar sonra dünya gündemini sarsan İsveçli genç iklim aktivisti Greta Thunberg ile özdeşleştirildi. Çok küçük yaşta İsveç'te ve dünyada büyük etki yaratan Greta Thunberg aslında bulunduğu nokta itibarıyla Kaliforniyalılaşmanın karşısında duran bir fikir benimsese de bazıları Greta Thunberg'i samimi bulmayıp bunları sadece ünlü olmak ve dikkat çekmek için yapılmış eylemler olarak görüyor.

''Pay your surgeon very well

To break the spell of aging

Celebrity skin, is this your chin

Or is that war your waging'' kısmında gelecekte çok daha fazla yaygınlaşacak olan estetik kaygılar ve toplumsal güzellik algısının insanlar üzerinde bıraktığı etkiyi ve adeta bunun bir rekabet haline gelmesini eleştiriyor.

Şarkıdaki bir başka etkileyici nokta ise son dizelerde geçen ''Alderon's not far away, It's Californication'' cümlesi.

Alderaan; Star Wars filminde yer alan kurgusal bir gezegen. Prenses Leia Organa'nın evi ve Galaktik Cumhuriyet'in en prestijli kültür merkezlerinden biri. Filmde barışçıl ve doğa güzellikleriyle bilinen bu gezegen serinin ilk filminde Death Star tarafından tamamen yok ediliyor. Burada da açıkça Kaliforniyalılaşmanın dünyanın sonunu getireceğinden bahsediliyor.

Şarkıdaki bass ritminin Red Hot Chili Peppers'ın birçok şarkısına göre daha sakin kalmasını ise Flea şöyle açıklıyor

''Bazen en basit, sıkıcı ve küçük şey şarkıyı en iyi hale getirir, artık daha çok şarkıya hizmet etmekle ilgileniyorum''

Flea bu dönemde elektronik müzikten etkilendiğini ve bas çizgilerini de buna göre ayarladığını da söylüyor.

Elbette bu şarkının da Otherside gibi anlamlı bir klibi var. Kurgusal bir dünyada, video oyunu içinde gerçekleştirilen klipte grubun dört üyesi de farklı farklı eğlenceler içine atılıyor ve klip bir anda deprem olmasıyla birlikte grup üyelerinin yer altına düşüp gerçek hayata dönmeleriyle sona eriyor.

Şarkıda ve albümdeki anlatılmak istenen şey de tam olarak bu dizelerde yer alıyor.

''It's understood that Hollywood sells Californication.''

EASİLY

Bu şarkıda daha çok karamaşadan ve karışıklıktan kurtulmaktan bahsediliyor. Sık sık tekrar edilen 'Easily' ve 'Everything must go' cümleleri şarkıda bahsetmek istediği şeyi de anlatır vaziyette. Şarkıdaki en dikkat çekici dizeler ise ''Throw me to the wolves because there's order in the pack'' burada da  dünyadaki karmaşık düzene yapılan eleştiri göze çarpar nitelikte. Easily'nin diğerlerine göre daha gürültülü bir şarkı olduğu hissediliyor. Flea'nın bas gitar yürüyüşü de şarkıyı sürekli olarak canlı ve hareketli tutan noktalardan biri. Şarkıda hiçbir zaman bir sessizlik hakim olmuyor.

Müzikal açıdan şarkıdaki dört katmanlı gitar solosu dikakt çekiyor, John Fruiscante'nin üst üste kaydettiği dört gitar solosu şarkının sonunda net bir şekilde hissediliyor. Bu dört farklı solo birleştirildiğinde çok etkileyici bir karışım ortaya çıksa da stüdyo ortamında art arda kaydedildiği için canlı performanslarda sergilenmesi mümkün olmuyor ve canlı performans sırasında gitaristler genellikle en baskın olan soloyu tercih ediyor.

Albümün yapımcısı olan Rick Rubin ise bir açıklamasında albümdeki favori parçalarından birinin Easily olduğunu belirtiyor.

PORCELAİN

Porcelain'in albümün diğer şarkılarına kıyasla çok daha sakin çok daha kısık bir vokali var. Red Hot Chili Peppers şarkılarının neredeyse hepsinde önemli yer kaplayan Flea'nın bas gitarının hiç ön plana çıkmadığı ve neredeyse hissedilmediği geri planda kaldığı bu şarkıda Chad'in davulları da neredeyse yok gibi.

Şarkıyı ilk olarak dinlediğimizde Porcelain olarak seslendiği birinin olduğunu ve sanki ona karşı yazılmış bir mektup havasında geçtiğini hissesdebiliyoruz. Albümün diğer şarkılarına göre toplumsal ve sosyal eleştiri ya da düzene karşı yapılan bir eleştiri içermeyen nadir şarkılardan biri. 

Kiedis bu şarkıda ilham aldığı kişinin Los Angeles'da tanıştığı genç bir anne olduğunu söylüyor.

Uyuşturucu bağımlılığı yaşayan, küçük bir çocuğu olan ancak iyi kalpli ve kırılgan biri olduğunu düşündüğü bu genç kadını; zarif, güzel fakat kırılgan olan porselen ile bağdaştırıyor.

EMİT REMMUS

Emit Remmus, Summer Time'ın tersten yazılmış hali. Bu şarkıda Kiedis Spice Girls'den Melanie C. ile yaşadığı ilişkiden esinlenmiş

Şarkıda Londra'nın kasvetli havası Los Angeles'ın güneşli havası, Amerikan bir adam ve İngiliz bir kadının zıtlıkları üzerine ilerliyor. Şarkı isminin ters şekilde Summer Time olması da Los Angeles ve Londra'nın ne kadar zıt olduğuna dair bir gönderme olabileceği de düşünülüyor. Sıklıkla bir yaz aşkı havası içeren şarkıda ritmik şekilde ilerleyen davullar dikkat çekiyor.

Mel C. ise şarkı hakkında şu yorumda bulunuyor.

''Rick bir şarkının miksini bitirdiği zaman onıu Rolls-Royce'unda dinlerdi. Beni de arabaya götürdü ve Emit Remmus'u dinletti. Biraz utandım çünkü şarkı biraz yaramaz bir şarkıydı ve imalıydı. Ama aynı zamanda çok gururlandım çünkü ben büyük bir Red Hot Chili Peppers hayranıyım ve Anthony inanılmaz bir söz yazarı ve sahne performansçısı''

İlişki hakkında da şu yorumda bulundu

''Birlikte bir randevuya çıktık ve biraz vakit geçirdik ama bu tam anlamıyla gelişmiş ve ciddi bir ilişki değildi''

I LİKE DİRT

Albümdeki eski Red Hot Chili Peppers janrasına en yakın şarkının bu olduğunu söyleyebiliriz. Sürekli olarak hareketli ve enerjik olan ve isminden de anlaşılacağı üzere biraz pislik bir şarkı olduğu açık. Sürekli olarak cinsel imalar yapılan enerjik bir şarkı. Agresif bir müzikal yapı olan şarkıda John'un etkileyici soloları yerine ritme ve davula ayak uydurduğunu ve sürekli olarak hareketli şekilde ilerleyen bir gitar kullanımı olduğunu görebiliyoruz. Şarkı neredeyse hiçbir sekansta yavaşlamıyor ve düzenli olarak hareketli bir ritimde devam ediyor. Sanatsal bir detay yakalamanın pek mümkün olmadığı bu şarkıda Red Hot Chili Peppers'ın eski funk-rock havasından da tam anlamıyla kopmadığını ya da kopmak istemediğini hissedebiliyoruz. Şarkıyla alakalı Kiedis'ten veya grubun başka üyelerinden yapılmış herhangi bir yorum da bulunmuyor fakata parçanın albüme derinlik katan ve tekdüze bir tarzdan uzaklaştırdığını söyleyebiliriz.

THİS VELVET GLOVE

Albümde Californication, Scar Tissue ve Otherside'ın gölgesinde kalmış albümün en özel parçalarından biri. 

Albümdeki en duygusal parçalardan biri olmasına karşın yine de yüksek bir gitar olduğu gerçeği de var. Sözlerine bakıldığı zaman bir aşk şarkısını ve birinden ilham alınarak yazıldığı hissedilen bu şarkıda sürekli olarak bir özlem duygusu vurgulanıyor.

'' I want to taste the taste of

Being face to face of with common grace

To meditate on the warmest dream

And when I walk alone I listen to our secret theme''

kısmıyla Kiedis bir anda adeta bir rap vokal performansı veriyor ve devamında davulların da daha sert bir biçimde işin içine girdiği kısımda Kiedis'in bağıran vokaliyle beraber gelen

''Your solar eyes like nothing I have ever seen'' sekans ise şarkının kuşkusuz hem en keyifli hem de en etkileyici noktalarından biri. 

Albüm içerisinde vokalin en başarılı olduğu şarkılardan biri olan This Velvet Glove'da şarkıya hoş ve huzurlu bir melodiyle giriş yapılsa da ilerleyen kısımda daha aktif daha sert bir ritime giriliyor.

Bu şarkı hakkındaki ortak görüş ise başta söylediğim üzere Californication, Scar Tissue ve Otherside'ın gölgesinde kalmış bir şarkı olması ve konserlerde sık çalınmaması.

SAVİOR

Savior ise Kiedis'in otobiyografisinde söylediğine göre babası Blackie Dammet ile olan ilişkisiyle ilgili. Kiedis'in henüz 12 yaşındayken annesinin yanından ayrılarak babasıyla yaşamaya başlaması ve uyuşturucu dünyasına bu şekilde dahil olmasını bilinen bir gerçek.

Şarkının başından itibaren babasına karşı çocukluk döneminden kalma bir yakınma hissediliyor fakat buna rağmen daima babasına karşı olan hayranlığını ve çocukluk döneminde babasını bir kahraman olarak gördüğünü de belirtiyor.

'' You were always my favorite, always my man''

Bütün bunlara rağmen babasını affettiğinden, herkesin hata yapabileceğinden ve olan biten her şeyin kendisini bugünkü Anthony yaptığını düşündüğünden bahasediyor. Kendisini bugünkü Anthony yaptığına inandığı babasına karşı duyduğu sevgi ve minnettarlık da şarkının büyük bir kısmını oluşturuyor.

Sözlerin genel olarak duygusal olarak ilerlediği bu şarkı enstrümantal açıdan hiç de tahmin edildiği gibi değil. 

Şarkı içinde sürekli aktifliğini hissettiğimiz gitar, bas ve davulun nakarata girmeden önce tamamen susması ve ardından yavaş yavaş volümün artmasıyla birlikte Kiedis'in söze girişi şarkıya bambaşka bir hava katıyor. Ancak her nakarat öncesinde gitarda hissedilen farklı ve hoş tınının da bir başka sebebi var. Sessizlikten çıkıp nakarata girilen kısımda normal bir elektro gitar sesinin yanında sanki bir yaylı orkestra efekti ya da klavye sesini bariz bir şekilde hissediyoruz. John Fruiscante bu sesi elde etmek için gitarına özel olarak Electro-Harmonix Micro Synth pedalına bağlamış. Bu pedal, gitarın ses dalgalarını bir analog sentezleyici gibi kare ve testere dalga boyutlarına dönüştürüyor.

Şarkının sonunda John'un solosu da ne agresif ne de soluk bir şekilde ilerliyor. Sesin sürekli alçalıp yükselmesi hıçkırarak ağlayan bir insanı andırıyor. John'un bu sesi yaratmasının sebebinin Anthony ve babasının arasındaki ilişkiyi daha iyi aktarmak amacıyla yaptığı düşünülüyor.

Şarkıdaki solonun Spotify ve CD'den dinlediği zaman en zirveden itibaren yavaş yavaş sönerken bitmesi birçok kişinin rahatsız olduğu bir durumdur. Halbuki şarkının orijinal plak basımında bu solo aniden bitmez ve çok daha etkileyici bir duygu uyandırır. 

Albümdeki hem müzikal hem de lirik olarak en özel şarkılardan biri olan Savior da aynı This Velvet Glove gibi gölgede kalmış bir parça.

PURPLE STAİN

Purple Stain de şarkının sözleri aslında pek bir şey ifade etmiyor gibi görünse de Kiedis mor lekenin bir kızın saç boyasının yastığı lekelemesini ve adet kanının bütün hayatını lekelemesini anlatan çift anlamlı bir ifade. Flea ise bu ismi ''Yaban mersinini çok severim ve bu da mor lekenin yaban mersini suyundan geldiğini gösterebilir'' diyor. 

Purple Stain'de Kiedis'in albüm hakkındaki yorumunda belirttiği üzere sözlerden çok ritmin oluşturduğu bir dil daha çok ön plana çıkıyor. Enstrümanların vokale göre değil, vokalin ritme göre şekillendiği bu şarkıdaki hareketli davul ve gitar hiçbir zaman susmuyor. Son bölümde Flea'nın agresif bas performansının da dikkat çektiği ve funk rock tınılarını hissettiğimiz bu şarkıda özellikle şarkının son 1.30 dakikalık kısmı tamamen gitar, bas ve davul üçlüsünün etrafında şekilleniyor. 

RİGHT ON TİME

Albümün en kısa şarkısı olan Right on Time albümün en enerjik şarkılarından biri. Şarkı bu 1.53 saniyelik sürenin ilk saniyesinden itibaren hiç durmuyor. Flea'nın basının en ön planda olduğu şarkılarından biri olan Right on Time'da nakarat bölümlerinde John Fruiscante'nin back vokali de şarkıyı başka bir seviyeye taşıyor. Sözlerden sonra gelen güçlü bas ve gitar vuruşlarının ardından gelen bir ses ise şarkıya dair en dikkat çeken ve tartışması yapılan konu olarak ortaya çıkıyor.

Şarkının 2-3 saniyesinde duyulan anlamsız ve robotik sesin aslında John Fruiscante'nin söylediği bir sözün tersine çevrilmiş hali olduğu anlaşılıyor. Dinleyiciler tarafından tekrar tersine çevrilen cümle için bir kısım ''We miss him'' başka bir kısım ''We need this'' dendiğini savunuyor. Bazı teoriler ise bu tersten söylenen cümlenin, grubun kurucularından olan Hillel Slovak'a bir mesaj olarak verildiğini düşünüyor. Bazıları ise şarkının başında geçen ''I've got rhythm when I bleed'' cümlesinde uyuşturucu bağımlılığı dönemine gönderme yapıldığını düşünüyor. Hillel Slovak'ın aşırı doz uyuşturucu sonrası hayatını kaybetmiş olması da bu teorileri güçlendirir nitelikte.

ROAD TRİPPİN'

Albümün net bir şekilde en yavaş ve en yumuşak şarkısı olan Road Trippin' sürekli olarak bir kaçış ve uzaklaşma temasını vurguluyor.

Kiedis'in söylemine göre şarkı, John'un gruba dönüşü sonrasında Flea, John ve Anthony'nin Pasifik Sahilinde yaptıkları bir yolculuğa dayanır.

''Road Trippin' with my two favorite allies

Fully loaded we got snacks and supplies''

Porcelain'in melodisine göre daha huzurlu ve sakin bir atmosferi olan şarkıdaki kaybolma ve sakinleşme arzusu doğa övgüleriyle harmanlanmış şekilde karşımıza çıkıyor.

''Blue, you sit so pretty, west of the one sparkle light with yellow icing''

Şarkıda; Anthony ve Fruiscante'nin aralarının bozulması ve sonrasına John'un uyuşturucu problemleriyle gruptan ayrılmasına kadar ilerleyen sürecin son bulmasıyla birlikte bir bazı sorunların fazla büyütülmesinin ve hayatının tadını çıkarılması gerektiği vurguları da yapılıyor.

''The life is shining more forever in the sun''

''More trouble than it's worth''

Şarkı, Red Hot Chili Peppers'ın tarzına çok aykırı olacak bir şekilde davul içermiyor. Akustik gitar ve akustik bas gitar kullanılan bu şarkıda enstrümanlar ön plana çıkmayan şarkının albümün en huzurlu ve sakin parçası olduğu açık.

 

 

 

Yorumlar (1)

Yorum Bırakın